Tarihin Öteki Yüzü Archiv
232 Episoden
50 Minuten
İngiliz arkeoloğu Sir Charles Fellows 1838 yılında İzmir’e geldi, ardından Güneybatı Anadolu’da araştırma gezilerine başladı. Bu tarihe kadar batılı seyyahlar Likya kültürünü bilmiyordu. Fellows, Xanthos, Tlos, Myra ve Olympos gibi Likya kentlerinde araştırmalar yaptı. Bu gezilerin bilimsel raporlarını yayımladıktan sonra, Fellows’u finanse eden British Museum yöneticileri, Başbakan Palmerston’dan II. Mahmud’a müraacat edip Likya’da Fellows ve ekibi tarafından bulunan lahitlerin bir kısmını talep etmesini istediler. Saray önce izin vermek istemedi ama 1839 yılı sonlarına doğru Likya’ya ikinci kez gelen Fellows, bireysel olarak 1841’de izni kopardı ve 1842-1844 arasında Harpy Anıtı, Nereidler Anıtı ve Aslanlı Mezar’ı British Museum’a taşıdı. II. Mahmud’un yolunu Abdülmecid, Abdülaziz ve en çok da II. Abdülhamid izleyecekti…
43 Minuten
27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti iktidarını deviren Milli Birlik Komitesi’nin Ankara ve İstanbul üniversitelerinden hukuk profesörlerine hazırlattığı 1961 Anayasası’nın 19. maddesinde “din ve vicdan özgürlüğü” yani egemen Sünni inanç dışında herhangi bir dine, mezhebe inanmak ya da inanmamak anayasal haklar arasında sayılıyordu. İki yıl sonra Ankara’daki farklı fakültelerden 50 kadar Alevi üniversite öğrencisi adına Seyfi Oktay ve Mustafa Timisi’nin başını çektiği bir heyet, 1 Mayıs 1963’te gazetelerde boy gösterecek bir basın açıklaması yaptı. Bildiride devletin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her türlü inanca eşit mesafede durmasını ve laiklik prensiplerine göre hareket etmesini; Alevilere de bu düzlemde yaklaşılmasını istiyordu.
43 Minuten
Osmanlı’nın aslında Türk olmaktan hoşnut olmadığını, "Etrak-ı bi idrak" (İdraksiz Türkler), "Etrak-ı na pak" (pis Türkler), "bed lika Türk" (çirkin Türk), "baği Türk" (haydut Türk) diyerek Türkleri aşağı gördüklerini söyleyenler haklı mı? Buna cevap vermek kolay değil. Çünkü Osmanlı elitlerinin, tarihçilerinin, şairlerinin Türklüğe bakışı tek tip değildi. Kaynaklarda zamana göre, yerine göre ‘Türk’ sözcüğü bazen olumlu, bazen olumsuz, bazen nötr bir terim olarak ortaya çıkıyordu.
49 Minuten
Yunanca, Tourkia ismi (Yunanca: Τουρκία) ilk defa Bizans imparatoru VII. Konstantinos Porfirogennetos'un (hd 905-959) yazdırdığı De Administrando Imperio kitabında geçmektedir. Fakat kitapta "Türkler" derken Macarlar kastedilmiştir. Benzer olarak Hazar Kağanlığı'na da Bizans kaynaklarında Tourkia denilmiştir. Bizanslılar ancak 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra "Türklerin" Anadolu'da yaşadığı yerlere Tourkia demeye başlamıştır. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos’un (hd 1081-1118) Haçlı komutanlarından Flandre Kontu Robert’e yazdığı mektupla başlayan sayısız yazışmanın sonucu ortaya çıkan "Türk" imgesi ise şöyledir: "Türkler dinsiz ve insansal yönden hoşgörüsüz, kaba, hoyrat, yıkıcı, vicdansız, acımasız, ahlak kuralları gözetmez, iğrenç eylemleri sonucu en korkunç günahları işlemeye yatkın, ancak gözüpek kişilerdir."
47 Minuten
Türkiye Suudi ailesinden Abdülaziz'in 1926'de kendini Hicaz ve Necd Kralı ilan etmesini tanımakla kalmadı, 5 Haziran-6 Temmuz 1926'da Mekke'de toplanan hilafet konferansına da temsilci gönderdi. Ama en sıcak ilişkiler, Abdülaziz'in oğlu Emir Faysal'ın 8-23 Haziran 1932 tarihindeki Türkiye ziyaretinde kuruldu. Mustafa Kemal Atatürk döneminde, Suudilerle ilişkiler samimi değil, ama gayet barışçıl ve dostane idi. Taraflar birbirinin işine karışmamış, rejimlerini birbirine empoze etmeye kalkmamıştı. 1938 sonrasında Türkiye-Suudi ilişkileri zaman zaman soğudu, zaman zaman sıcaklaştı; ancak hiçbir zaman günümüzdeki gibi öngörülemez olmadı.
59 Minuten
Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın çevresinden Falih Rıfkı Atay Çankaya kitabında “Savaş bitip de İngilizler ve müttefikleri, İttihatçı ve hele Ermeni “öldürüşçülüğünün” hesaplarını sormak yoluna gidince, ne kadar gocunan varsa silahlanıp bir çeteye katılmıştır” der. Bu kişilerin her birinin hikayesi çok ilginçtir ama Topal Osman’ın temsili nitelikteki öyküsü hepsinden daha zihin açıcıdır. Cihan Harbi’nden sonra galipler İttihatçılığın ve Ermeni “öldürücülüğünün” hesabını sormaya kalkınca silahlanıp çete kuranlardan birinin hikayesi hepsinden daha zihin açıcıdır.
45 Minuten
1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın Osmanlı Devleti’nden kopması, 1783’te de Ruslar tarafından işgal edilmesi artık çanların Çerkesler için çalması anlamına geliyordu. 1787-1792, 1806-1812 ve 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlı’dan yana olan Çerkeslerin kaderi, sonuncu savaşı (da) Rusların kazanması üzerine radikal biçimde değişti. 1829 Edirne Antlaşması’yla Çerkesya Rusya’ya bırakıldı. Çar I. Nikola, Özel Kafkasya Kolordu Komutanı Kont İvan Fyodoroviç Paskeviç’e, “Dağlılar” dediği bölge halkları için sadece iki seçenek olduğu söylemişti: Bunlardan ilki “Dağlı halkları ebediyen itaat altına almak”, ikincisi “itaat etmeyenleri yok etmek” idi.
42 Minuten
“Dünya üzerindeki en iğrenç halk” sorusuna “Flamanlar, Yahudiler ve Türkler” diye cevap veren Voltaire şöyle der: “Türklerin sırtına yüklediğimiz iftiralar koskoca bir kitap olur. Ben, kadınları baskı altında tutan, güzel sanatlara ilgisiz davranan Türkleri sevmem fakat iftiradan o kadar iğrenirim ki, onlara dahi çamur sıçratılmasına katlanamam. Türkler gururludurlar fakat asilzadelik taslamazlar. Cesurdurlar, yiğittirler ama düello etmezler. Çünkü ancak savaşa giderken kılıç taşırlar. Özel yaşamlarında silahsızdırlar. Bunun aksine, barbarlık ve şövalyelik çağlarından beri Avrupalılar için, belinde kocaman kılıçla yemek masasına oturmak bir şeref meselesi olmuştur. Türkler ise gösterişi sevmezler.” Voltaire takma adıyla tanıdığımız, 1694-1778 yılları arasında yaşamış olan büyük Fransız düşünür François Marie Arouet’nin dediği gibi, ya da 20. yüzyılın büyük gazetecisi Çetin Altan'ın dediği gibi Türklerde düello yok muydu?
43 Minuten
Düello, iki kişi arasında bir onur sorununu çözmek için belirli kurallara göre ölümcül silahlarla yapılan dövüşlere denir. Düello adlandırması Latince duellum İtalyancaya aktarılarak yayılmış. Latincede aynı anlama gelen bellum (savaş) kelimesi yerine de kullanılırmış. Düellonun ilk biçimi, çarpışma yoluyla haklı tarafı belirlemek için başvurulan yargısal düellodur. Germen kabilelerinin kendi aralarında çatışmaları teke tek kılıç dövüşüyle çözdükleri bilinir. Kayıtlara geçmiş ilk düello ise Strasbourg yakınlarında 858 yılında “Kel” Charles ve kardeşi “Almanyalı” Louis arasındaki ihtilaf sebebiyle gerçekleşmiş. İki kardeşin kıyasıya çarpıştığı düello sonucunda Charles, kardeşi tarafından öldürülmüş. 11. yüzyıldan itibaren düello bir orman yangını gibi tüm Avrupa'ya yayılmış...
49 Minuten
1931’de Türk Ocakları’nın Halkevlerine dönüştürülmesi sürecinde “kalemi kırılan” ve adı konmasa da Romanya’nın Bükreş Sefaretine “gönüllü sürgün” edilen Hamdullah Suphi Tanrıöver’in gayretleriyle Türkiye ile Romanya arasında 1936’da imzalanan Göç Mukavelenamesi’ne göre Dobruca’da yaşayan Müslüman Türklerin ve Tatarların Türkiye'ye göçlerinin 1940’ta sona ermesi gerekiyordu. Ancak savaş yüzünden son kafile 1941'de Romanya'dan ayrıldı. Tanrıöver’in Romanya’da “keşfettiği” Hıristiyan Türklerin yani Gagavuzların göçü ise sembolik bir grup dışında mümkün olmadı. Çünkü Türkiye’deki siyasi elitler Türk millî kimliğinin parçası olarak İslam dinine bağlı olmayı hala önemli görüyorlardı. Türkiye'ye getirilen küçük grup ise, Fener Rum Patrikliği'nin gücünü kırmak için 1920'lerde Ankara tarafından Papa Eftim'e kurdurulan Türk Ortodoks Kilisesi'ne cemaat yapılmaya çalışıldı. Ancak o proje de başarısız oldu.
54 Minuten
15 Mayıs 1919’da Yunan birliklerinin İzmir’i işgaliyle başlayan Milli Mücadele döneminde 1917 Bolşevik Devrimi’nin ve Almanya’daki Spartakist hareketin etkisiyle Anadolu’da bir dizi sosyalist, komünist örgütlenme ortaya çıkmıştı. Kemalist hareketin İtilaf Güçleri’ni ülkeden çıkarmak için Sovyet Rusya’nın askeri ve mali yardımına muhtaç olduğunun iyice ortaya çıktığı 1920 yılında ise komünizme sempati zirveye çıkmıştı. Ancak 1923'te Cumhuriyet kurulduktan sonra hikaye çok farklı gelişti...
50 Minuten
1909 yılında İstanbul'da yaşanan 31 Mart Olayı ile eş zamanlı olarak başka merkezlerde de kalkışmalar olmuştu ama en önemlisi Adana’da Osmanlı kaynaklarına göre ‘Adana İğtişaşı’ (karışıklığı), Ermeni kaynaklarına göre ‘Adana Faciası’, misyoner kaynaklarına göre ‘Adana Katliamı’ diye anılan kanlı olaylardı.
54 Minuten
Antik çağlardan beri “zafer kazanan talan yapar” ilkesi uyarınca talanın en önemli parçasını kadınlar oluşturmuştur. Bu bağlamda tecavüz suç değil, hak kategorisine giriyordu. Kadınlara esir alınmadan önce mutlaka tecavüz edilir, esir alındıktan sonra sahibinin dışında herhangi biri tarafından tasallutla bulunulursa, işte o zaman sorun çıkardı, fakat bu da en fazla mala karşı işlenmiş suç sayılırdı ve burada muhatap ganimeti kaldıran taraftı. Kaygı, onun zararlarını karşılayamama konusundaydı.
42 Minuten
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bloklar arasındaki radyo savaşları, Ortadoğu’ya da taşınmış, ABD ve müttefiklerinin desteğiyle Irak'ta, Lübnan'da, Mısır'da ve İran'da Kürtçe yayın yapan birçok radyo istasyonu kurulmuştu. SSCB'nin bunlara cevabı ise 40'ı aşkın farklı dil ve lehçede yayın yapan Rusya'nın Sesi Radyosu oldu. Bunlardan Erivan Radyosu ise, Kürtçe yayınları ile Kürt modernleşmesinin, Kürt aydınlanmasının, Kürt hafızasının inşaa sürecinin önemli unsurlarından biri olmakla kalmadı, Kürt stran ve klamlarının arşivlenmesinde önemli rol oynadı.
47 Minuten
Savaş düzeni ve atlı savaşçılara ilişkin kuralları içeren ilk hukuk metinleri 10. yüzyılda İtalya’da kaleme alındı. Orta Çağda, savaş hukukunun gelişmesinde kilisenin önemli bir rolü olmuştu. Kilise konseyleri, savaşan taraflar arasında hakemlik rolünü üstlenmişler, savaş hukukuna ilişkin kimi kurallar da koymuşlardı. Yine de savaş sırasında “Tanrı ve insanlık yasalarının ihlal ettiği için" yargılanan ilk kişi, 1474 yılında Brisekh şehri işgal edildiğinde Yukarı Rhine Bölgesi askeri valisi olan Peter de Hegen Bakh’dir.