Anmeldung Registrierung
Auto Hell Dunkel
Erweiterte Suche

Tarihin Öteki Yüzü Archiv

232 Episoden
50 Minuten
Bugünkü Libya’yı oluşturan üç bölgeden biri olan Trablusgarp (diğer bölgeler Bingazi ve Sirenayka idi) Osmanlı Devleti’ne 1559’da bağlandı ve Akdeniz’deki üç Garp Ocağı’ndan ikincisi (birincisi Cezayir’de, üçüncüsü Tunus’ta idi) Trablusgarp’ta oluşturuldu. Bölge uzun süre “Dayı” denen yerel beylerle yönetildi ama bölgedeki aşiretlerin gerektiğinde birbirlerine karşı Avrupalılarla bile işbirliği yaptığı fark edilince, bölgenin idaresi ve güvenliği için merkezden asker gönderildi. Ağırlıklı olarak Aydın, İzmir, Manisa, Muğla gibi Batı Anadolu’dan toplanan çoğu devşirme levendlerin ve yeniçerilerin evlenmeleri yasaktı. Ancak bu yasak zamanla delindi ve Osmanlı-Arap-Bedevi karışımı Kuloğulları denen toplumsal kesim ortaya çıktı.
57 Minuten
Terör, kelime olarak Latince “allak bullak eden, felç eden aşırı derecedeki korku” anlamına gelen “terror” kelimesinden 14. Yüzyılda Fransızcaya “terreur” olarak geçmiş. 1789 Fransız İhtilali’nden sonra, iktidarı kaybeden soyluların, kilisenin ve Britanya’nın yardımıyla iktidarı yeniden ele geçirmeye teşebbüs etmesi üzerine iktidardaki Jakobenler, Eylül 1793’ten Temmuz 1794'a kadarki 10 ay, “karşı devrimci” olarak gördükleri ve “iç düşman” diye etiketledikleri halk yığınlarını giyotine yollamışlar, bu kanlı dönem tarihe “Terör Rejimi” (Regime de le terreur) olarak geçmişti ve Fransız devrimcileri kendilerini gururla “terörist” olarak adlandırmışlardı.
48 Minuten
"Kamuoyunu etkilemek ya da bir gerçeği gizlemek için kasıtlı ve çoğunlukla örtülü biçimde yayılan yanlış haber" anlamına gelen dezenformasyon teriminin kökeni Rusça "dezinformatsia" sözcüğüdür. İlk olarak Batı literatüründe, 1917 Bolşevik Devrimi ile ortaya çıkan SSCB'ye yönelik ideolojik kampanyaları tanımlamak için kullanılmıştır ancak dezenformasyon deyince akla ilk olarak Hitler’in Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Joseph Goebbels gelir. Aslında tüm devletler birer dezenformasyon uzmanıdır. ABD ise dezenformasyon konusunda bir “dünya markası”dır.
55 Minuten
Faşizm terimi eski Roma Cumhuriyeti’nde konsüller önünde taşınan ve onların otoritelerini gösteren bir baltanın sapına düzenli şekilde sarılmış değneklerden oluşan demetin adından gelir. İtalyan faşizmi, Mussolini’nin lideri olduğu Partito Nazionale Fascista (Ulusal Faşist Parti)’nin 1922 ile 1943 yıllarında içerisinde İtalya Krallığı'nda; 1943 ile 1945 yılları arasında ise İtalya'nın kuzeyinde kurulan İtalyan Sosyal Cumhuriyeti adlı kukla yönetimin resmi ideolojisinin adıdır.
54 Minuten
1880 yılında hem Osmanlı Devleti’ni hem İran’daki Kaçar Devleti’ni hedef alan Hakkâri-Şemdinanlı Şeyh Ubeydullah İsyanı, İran Kürt etnik kimliğinin siyasallaşma evresine geçişin başlangıcı oldu. 1918 sonrasında, Şikaklardan İsmail Ağa Simko’nun Kürt ve Azeri bölgelerindeki egemenliği, Kürt siyasi bilincinde önemli bir sıçramaya olanak sağladı. 1946’da Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurulması siyasi mücadelenin kazanıldığını düşündürdü, ancak bu mutlu dönem çok sürmedi.
53 Minuten
Sabatay Sevi 1 Ağustos 1626’da İzmir'de, büyük olasılıkla İspanyol kökenli Yahudi bir ailenin üç oğlundan biri olarak dünyaya gelmişti. Adının, Cumartesi günü doğmasından dolayı İbranice “7. Gün” anlamına gelen Şabbat kelimesinden geldiği rivayet olunur. İzmir’de İngiliz Levant Company'de çalışan babası Mordehay Sevi’nin aksine küçük yaştan itibaren dini ve mistik konularla ilgilenmeye başlayan Sabetay, şehrin en ünlü hahamlarından (ve ilerde kendisinin en büyük muhalifi olarak) Joseph Eskapha'nın öğrencisi olmuş ve daha 18 yaşındayken akranları arasından sıyrılıp hahamlık icazeti almıştı. Bu tarihten sonra mistik konulara daha da yoğunlaşan Sabatay, okuduklarının da etkisiyle 1648 yılında henüz 22 yaşındayken kendisinin Yahudilerin yüzyıllardır bekledikleri Mesih olduğuna inandı, 1665’te bunu açıklamaya giden yol ve sonrasında yaşananlar Sabataycılık (veya Dönmelik) inancını şekillendirdi.
51 Minuten
Antik Yunan ve Roma'da “orgia” (orji), çeşitli tanrılara tapınmada uygulanan herhangi bir töreni anlatan kutsal bir terimdi. Zaman içinde pagan tanrılar Bacchus ve Dionysos'un onuruna düzenlenen, genellikle coşkulu veya çılgınca danslar, şarkılar ve bolca içkiyle kutlanan gizemli kültleri ve ayinleri ifade eden bir terim oldu. Romalı tarihçi Livy'ye (ö.17) göre, bu törenler karanlığın "özgür erkek ve kadınların rastgele çiftleşmesini" ve ara sıra cinayetleri gizleyebilmesi için geceleri yapılırdı ve bu, din kisvesi altında klasik bir ahlaksızlık vakasıydı. Erken İslami kaynaklarında “mum söndü” benzeri ithamlara maruz kalanlar da Mazdekilik, Hürremilik, Babekilik, Deysanilik ve Karmatilik gibi, Sünni ulema tarafından “heretik/sapkın” ilan edilen mezheplerin mensuplarıydı. Osmanlı’nın Sünni uleması ise doğrudan Kızılbaşları hedef aldı. Ardından açık ya da örtük suçlama dairesi büyüyerek günümüze kadar geldi. Hatta, CB Erdoğan, “sadece sapkın zevklerin üzerine inşa edilmiş Alevilik” olmaz bile dedi! Bu söylemin altında ne yatıyor? Gelin tarihten örneklerle anlamaya çalışalım…
48 Minuten
İstanbul’un köpeklerinin Bizans’tan miras kaldığı sanılır. Eflak’tan Fatih Sultan Mehmed’e üç, dört tane tazı ve zağar ile birlikte birkaç sekson gönderilmesinin ardından padişah “onları beslemeye başka bir oda olsa” buyurduğunda Yeniçeri Ocağı’nda “seksoncu ortası” kurulmuştu. Osmanlı tarihçisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı “sekson” cinsi köpeği harp köpeği olarak tanımlar ve anavatanının Saksonya olduğunu söyler. İlk köpek itlafı (toplu öldürme) ise Kanuni Sultan (I.) Süleyman’ın (hd 1520-1566) kayınbiraderi ve sadrazamı Lütfi Paşa tarafından Şam’da yapılmıştı. İlk köpek tehcirini (sürgününü) ise I. Ahmed’in (hd 1603-1617) sadrazamı Nasuh Paşa, başkentin Suriçi bölgesindeki köpekleri Üsküdar’a atarak gerçekleştirdi.
53 Minuten
Osmanlı padişahları Ayazağa, Kandilli, Yapağıcı, Bahşâyiş ve İzzeddin çiftlikleri dışındaki bütün emlâk ve çiftliklerin hasılatları ile “ma'den-i hümâyun hâsılatı”, “havâss-ı celîle”, “mukātaat” gibi bazı gelirlerle geçinirlerdi. 1839’da Tanzimat Fermanı ile bunlar kaldırılıp yıllık 12 bin 500 lira maaş bağlandı padişahlara. Tahsisat 1856’da aylık 20 bin liraya çıktı, buna bağlı olarak da Hazine-i Hassa denilen padişah hazinesinin hacmi ve teşkilatı büyüdü. 1876’da tahta çıkan II. Abdülhamid döneminde ise, Tanzimat'la birlikte devlet hazinesine geçen mülkler tekrar padişah hazinesine alındı. Padişah adına yeni emlâk alımları en yüksek seviyeye ulaştı, bunlara çeşitli kaynaklarının eklenmesiyle Hazine-i Hassa hacim ve teşkilat bakımından genişledikçe genişledi. Öyle ki 1903 yılında Abdülhamid’in dünyanın en zengin 3. kişisi olduğu tahmin ediliyordu.
47 Minuten
Bildiğimiz adıyla Leon/Lev Troçki 7 Kasım 1879'da Ukrayna'nın Yanovka kentinde Lev Davidovich Bronshteyn adıyla doğdu. 1898 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne üyelikle başlayan politik yaşamı Çarlık rejimini devirmek için mücadele, sürgünler, 1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra yeni rejimin örgütlenmesine katkı, Kızıl Ordu’nun kuruluşuna ön ayak olmakla şekillenmişti. Lenin’in 1924’te ölümünden sonra tek ülkede sosyalizm anlayışına ve bunun politik sonuçlarına karşı uzlaşmaz bir kavga yürüterek, tüm gücüyle enternasyonalizm ve dünya devrimi bayrağını Lenin’in bıraktığı yerden daha ileri taşıma iddiasıyla Stalinle girdiği politik kavgayı kaybeden Troçki 18 Ocak 1929 tarihinde Sovyetler Birliği’nden kovuldu ve 50. yaşına sürgünde girdi. Hayatı ise Stalin'in bir ajanı tarafından kafasına aldığı buz baltası darbeleri sonucu, 21 Ağustos 1940'da ülkesinden çok uzaklarda Meksika'da sonlanacaktı.
45 Minuten
1984 yılında, Suriye’nin Tell Brak sit alanında, M.Ö. 4000’li yıllardan kalma iki küçük kil tablet bulunmuştu. Dikdörtgenimsi biçimli bu tabletlerin üzerlerinde belli belirsiz figürler vardı. Üstte birer çukur, altta çöp hayvanlar… Belki bir keçi, belki bir koyun... Arkeologlar çukurların 10 sayısını ifade ettiğini düşündüler ve tabletlerde “burada 10 keçi veya koyun vardı” yazılı olduğunu tahmin ettiler. Bu tabletler, günümüze ulaşmış ‘tarihin en eski basılı sayfaları’ idi. Biz de 9 Ağustos Dünya Kitapseverler Günü vesilesiyle bu hafta kitabın tarihine göz atalım...
56 Minuten
Birçok Amerikalı, 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima’nın, 9 Ağustos 1945 günü Nagazaki'nin bombalanmasının İkinci Dünya Savaşı'nı sona erdirdiğine inanıyor. Ancak Ward Wilson, “The Bomb Didn’t Beat Japan … Stalin Did” (20 Mayıs 2013, Foreign Policy) başlıklı yazısında yukarıdaki iddia da dahil olmak üzere şu beş miti sorguluyor: 1. Nükleer caydırıcılık bir krizi çözmekte güvenilir bir unsurdur. 2. Yıkımların büyüklüğü savaşların kazanılmasını sağlar. 3. Nitekim Japonya, teslim olmaya iki atom bombasının şoku üzerine razı oldu. 4. Atılan bombalar 65 (şu an 78) yıldır barış içinde yaşamamızı sağladı. 5. nükleer cini şişeye geri sokmak mümkün değildir. Dikkat ederseniz bu beş mitten sadece biri, Japonya’nın teslimine atom bombaları mı sağladı konusu olgusal olarak irdelenebilir. Şimdi bunu yapacağız.
50 Minuten
Adı biçimi, rengi, deseni farklı olsa da kadının örtünmesi insanlık tarihi ile yaşıt sayılır. Bazen vücudu doğadan korumak için, bazen adet, ergenlik, evlilik, savaş, zafer, çile, ölüm ve yeniden diriliş gibi olayları simgeleştirmek için kadının örtünmesi istenmiştir. Mitoloji, büyü ve çok tanrılı dinler de kadınların örtünmesine bolca gerekçeler sunmuş, normlar koymuşlardır ama kadın giyimine en çok tek tanrılı dinler karışmıştır. Bu programda Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kadınların 700 yıllık "görünür olma" mücadelesine bir göz atacağız.
56 Minuten
4 Kasım 1922 tarihinde TBMM’de Lozan Heyeti’nin yapacağı işlerin görüşülmesi sırasında Dersim Milletvekili Diyap Ağa söz almış ve şöyle demişti: Allah muinleri olsun. Hangisini münasip görmüş ise öyle eylesin. Hamdolsun gidenler dinini, diyanetini bilir adamlardır. Heyet içinde bulunanlar zannederim, kendi dinine, diyanetine hiyanet etmek istemez. (Alkışlar) Hepimiz biriz. Ne Türk, ne Kürtlük davası vardır. Hep biriz, kardeşiz. (Bravo sesleri, alkışlar) Bir kişinin beş on oğlu olur. Biri Hasan, biri Ahmed, biri Hüseyin, biri Mehmed isimli olabilir. Fakat hep bir insandırlar. Biz de öyleyiz. Yoksa ayrı, gayrimiz yoktur…
52 Minuten
24 Şubat 1955’de Türkiye adına Menderes ve Irak adına Nuri Sait Paşa arasında imzalanan Bağdat Paktı’na Nisan’da İngiltere, Eylül’de Pakistan, Kasım’da İran katılmıştı. ABD’nin gözlemci statüsüyle katıldığı paktın İstanbul’daki toplantısının yapılacağı 14 Temmuz 1958 günü, Arap Birliği politikası kapsamında Mısır tarafından desteklenen General Abdülkerim Kâsım Irak’ta darbe yapmıştı. Darbe sırasında, Kral II. Faysal, Veliahd Prens Abdülillah ve Başbakan Nuri Said Paşa linç edilerek öldürülmüş, cesetleri arabalarla bir süre sokaklarda sürüklenmiş ve sonrasında Adalet Sarayı’nın kapısına asılmışlardı. Bundan sonra yaşanan olaylar, ironik biçimde Irak tarihinin en demokrat ve çoğulcu lideri olacak olan Abdülkerim Kasım'ın niyetlediğinin aksine, Irak’ın Kürt, Arap ve Türkmen etnik grupları ile milliyetçi ve komünist grupları arasındaki ilişkilerin giderek kötüleşmesine neden oldu. Bu gruplar arasındaki en kanlı olaylar ise devrimin birinci yıldönümü kutlamaları sırasında, 14-16 Temmuz 1959 günlerinde Kerkük’te yaşandı.