Tarihin Öteki Yüzü Archiv
232 Episoden
48 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 85. yıldönümünde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: Kadın hareketi, Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki İttihatçı politikalar yüzünden Gayrimüslim unsurlarını kaybetmiş, 1923’ten itibaren de ulus-devlet mantığına uygun biçimde ‘Türkleşmişti’ ama idealleri değişmemişti. Kemalist erkeklerin Cumhuriyet kadınlarından bekledikleri çok şey vardı. Sadece bu kadınların siyasetle ilgilenmeleri istenmiyordu, o kadar! 1923’te kadınlara oy hakkını savunan Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey, "nisaiyyundan" (kadın takımından) veya “feminist” sözleriyle alaya alınmış, konuşması “şeriata hürmet ediniz!” bağırışları arasında susturulmuştu. Nezihe Muhiddin öncülüğündeki kadınlar Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası’nın kuruluş beyannamesini Dahiliye Vekilliği’ne sundular. Tam sekiz ay sonra, hükümet “kadınların seçme ve seçilme hakkı olmadığı” için fırkanın kuruluşuna izin vermediğini bildirdi.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e "Dini Ötekiler": Rafıziler, Şiiler, Kızılbaşlar, Aleviler, Rêya Heqîyêciler
50 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e 'dini ötekiler'in öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''Kızılbaş terimi ilk kez Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in Divan’ında “Yüreği dağ, bağrı kızıl yakut gibi kan olmadan Kızılbaş olmak kimsenin haddi değildir” ifadelerinde görülür. Kızılbaş terimi Şah İsmail’in babası Şah Haydar’ın, askerlerine giydirdiği dokuma yünden (çuha) yapılmış 12 dilimli kırmızı taçtan gelir. 16. yüzyıldan itibaren Kızılbaş terimi Safevi kökenli Şiilik biçiminin adı olarak, aşağılayacı biçimde “dinsiz” anlamına gelen ‘“zındık”, “rafizi”, “mülhid” terimlerin yerine kullanıldı.''
40 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, cadılar ve cadı avcılığının öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''Yunan mitolojisinin ilk cadıları, Homeros’un ünlü eseri Odysseia’nın kahramanlardan Kirke, Kirke’nin annesi Hekate ve Hekate’nin yeğeni Medeia’dır. Roma döneminde Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte cadılık meselesi efsane olmaktan çıkar, ete kemiğe bürünür. 906 ile 1140 arasında kademeli olarak derlenen yasalar kitabı Canon Episcopi’de cadılık bir çeşit gözboyamacılık veya yanılsama olarak tanımlanıyordu. Bogomiller, Valdesçiler, Dolsiniyenler, Katharlar gibi yeni mezhepler Katolik Kilisesi’nin otoritesini sarsmaya başlayınca, cadılığa karşı verilen savaş nitelik değiştirdi.''
47 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 1928 harf inkılabının öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''Münif Paşa dile getirdi. 1879’da Latin ve Yunan alfabelerinden esinlenerek yeni bir Arnavut alfabesi hazırlayan Şemseddin Sami Bey, benzer bir reformun Osmanlıca için de yapılmasını önerdi. 1913’te Harbiye Nazırı Enver Paşa, kendi dairelerinde daha sonra Enver Elifbası diye anılacak olan harflerin ayrı yazılmasına yönelik değişikliği önermişti. Enver Elifbası’na, dönemin subaylarından Mustafa Kemal “Peki, güzel! İyi bir niyet; fakat yarım iş, hem de zamansız. Harp zamanı harf zamanı değildir” diye karşı çıktı. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde İzmirli işçi delegesi Ali Nazmi 1908’de Arnavutluk’ta, 1922’de Azerbaycan’da olduğu gibi Türkiye’de Latin alfabesinin kullanılmasını teklif etti. 28 Mart 1926 tarihli Akşam gazetesinin “Latin Harflerini Kabul Etmeli mi, Etmemeli mi?” başlıklı anketine cevap verenlerin çoğu Latin harflerine karşı çıkıyordu.''
46 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, bugünlerde yeniden gündemde olan kimyasal silahları ele alıyor. Ayşe Hür: ''Tarihin en ünlü kimyasal silahı çok sonraları Haçlıların verdiği adla Rum Ateşi (bizde Grejuva) denilen gizemli silahtı. Bu silahın içeriği Bizans’ın devlet sırrıydı. Hümanist bilim insanı, sanatçı Leonardo da Vinci bile, kireç taşı, arsenik, sülfür ve bakır pasından oluşan bir toz karışımı düşmanı boğacak bir silah olarak kullanmayı önermişti. Kimyasal gazların kullanımına karşı ilk ciddi tavır alış 1899’da Hague Konferansı’nda oldu. Karara ret oyu veren tek kişi ABD temsilcisi Kaptan Alfred Thayer Mahan’dı.1907 tarihli La Haye Konvansiyonu ile zehirli gazların kullanımı yasaklandığı halde Birinci Dünya Savaşı sırasında 124 bin tondan fazla zehirli gaz kullanıldı. İngilizlerin 1915’te Çanakkale’de zehirli gaz kullanmaya niyet ettiği, ancak son anda rüzgârın yön değiştirmesiyle bunu yapamadıkları sanılır. Yaralıların tedavi edildiği İstanbul’daki Gümüşsuyu Hastanesi’nin iki cerrahı 1915’te Çanakkale’de zehirli gaz kullanıldığına dair bir bulguya rastlamadıklarını rapor etmişlerdi.''
43 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 'Babanın oğula düşman olduğu sistemin adı parlamenter sistem mi yoksa Osmanlı saltanat sistemi midir?' sorusunu yanıtlıyor. Ayşe Hür: ''Parlamenter sistem değil ama tarihimizde gerçekten babayı oğula, kardeşe düşman eden bir siyasi sistem vardı. Hem de ölümüne bir düşmanlık… Osman Gazi amcası Dündar’ın tekfurun elini öpmesine kızmış ve onu okla öldürmüştü. Bu olay “devletin bekası için, en yakınların bile öldürülmesi caizdir” geleneğin başlangıcı idi. Orhan Gazi, 1362’de öldüğünde oğlu Murad, Kadı Çandarlı Halil’in yardımıyla tahta çıktı ve kardeşleri İbrahim ile Halil’i öldürttü. I. Bayezid, 1402’de Ankara Savaşı’nda Aksak Timur’a yenilince, oğullardan İsa, Süleyman, Musa ve Mehmet arasında taht kavgası başladı. Oğullardan üçü daha önce ölmüştü.''
47 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, Doğu (Orient, Şark) ve Batı (Occident, Garp) ayrımının öteki tarihine bakıyor. Ayşe Hür: ''Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” “kendi kendi gerçekleştiren kötü bir kehanet” mi idi, yoksa Huntington dünyadaki doğal gidişatı, en erken gören düşünür müydü? Doğu (Orient, Şark) ve Batı (Occident, Garp) ayrımının kökeni MÖ 12. Yüzyıl’da gerçekleştiği rivayet olunan Troyalılarla Akhalar arasındaki savaşa kadar götürülür. Filistin kökenli ABD’li düşünür Edward Said’e göre şarkiyatçılık bir bilgi-iktidar ilişkisiydi ve bu ilişki ve bu ilişkiyi kuran söylem tek yönlü, tutarlı ve sürekliydi. Partha Chatterjee’ye göre garbiyatçılık “Şark” diye tanımlanan bölgenin entelektüellerinin “Garb”ı algılama tarzı olan “tersine şarkiyatçılık’ diye nitelenebilir. Mehrzad Boroujerdi, garbiyatçılığın tanım icabı İslamcı düşüncelerin harcında bulunduğunu ileri sürer. Amin Maalouf, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı eserinde Arapların, bütün Haçlı Seferleri boyunca, Batı’dan gelen yeni fikirlere direndiklerini söyler.''
48 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında; 'etnik grup, ulus/millet ve kendi kaderini tayin hakkı nedir?' sorusunu yanıtlıyor. Ayşe Hür: ''Benedict Anderson’a göre ulusçuluk modern kalkınma tarihinin patolojisidir ve tıpkı bireylerdeki ‘nevroz’ gibi kaçınılmazdır, bunaklığa doğru ilerler ve tedavisi mümkün değildir.Günümüzün ulus-devlet sistemi, Avrupa’yı asırlarca esir alan din ve mezhep savaşlarına son veren 1648 Vestfalya Andlaşması’yla başlayan çok uzun bir sürecin ürünüdür. ‘Kendi kaderini tayin hakkı’ ilk kez 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde tarif edildi, ilk kez 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Fransa tarafından yaşama geçirildi.14 Aralık 1960’ta BM Genel Kurulu’nun 1514 (XV) Sayılı Sömürge ülkelerine ve halklarına bağımsızlık verilmesine ilişkin kararında bu temkinli (ya da ikiyüzlü) tavır çok belirgindi. 1989’dan itibaren Çekoslovakya, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği etnik temelli küçük devletlere ayrılmaya başladığında, benzer çözülmelerin kendilerinde de olmasından korkan Batılı ulus-devletler yeni tedbirler aldılar.''
40 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında; işgal, etnik temizlik ve sömürgeleştirme planlarına ad vermenin öteki tarihini anlatıyor. Ayşe Hür: ''Adı olan ilk operasyon, 18 Şubat 1918’de Almanya’nın öncülüğündeki Mihver Devletleri'nin Bolşevik Devrimi ile savaştan fiilen çekilmiş olan Rusya’ya karşı başlatılan Operasyon Faustchalg (Yumruk Darbesi) idi. Almanların 1941’de Sovyetler Birliği’ne karşı başlattığı harekatın adı Barbarossa (Kızıl Sakal) idi. adını III. Haçlı Seferi Kumandanı ve Kutsal Roma Germen İmparatoru Kızıl Sakallı Frederik’ten almıştı.Yaklaşık 300 bin Hiroşimalıyı öldüren atom bombasına Little Boy (Küçük Oğlan), 80 bin Nagazakiliyi öldüren atom bombasına Fat Man (Şişman Adam) adını vermek Amerikalıların alaycı acımasızlığının nişanesiydi. 1949-1950’de Yemenli Yahudileri, yeni kurulan İsrail Devleti’ne 380 hava seferiyle gizlice kaçırma operasyonun adı Magic Carpet (Sihirli Halı) idi. Kore’deki ABD komutanlarından W.L. Roberts Türk askerlerini “mükemmel bekçi köpekleri” olarak tanımlamıştı ama neyse ki Koreliler bu kadar acımasız değildi, Türk Tugayına “Kutup Yıldızı” adını takmışlardı.''
45 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında Selahaddin Eyyübi döneminden bugüne, Suriye Kürtlerini öteki yüzünü anlatıyor. Ayşe Hür: ''Şamlı liderlerin ABD Başkanı W. Wilson’ın 14 İlkesi’ne atıfta bulanarak Kürtleri bağımsızlık için mücadeleye çağırması çok yankı bulmadı. İngilizler 1920’de Büyük Suriye Devleti’ni kurarken, Suriye’yi beş ayrı devlete (Lübnan Devleti, Şam Devleti, Halep Devleti, Alevi Devleti, Dürzi Devleti) ayırırken Kürtler için bir devlet öngörmemişlerdi. 1921 Şubatı’nda Mustafa Kemal’in güçleri Orta Fırat’ın üst bölgesindeki Deyr Zor’u almak istediğinde Suriyeli Kürtler, Türklere karşı Fransızlarla işbirliği yaptılar. Fransızlar da Arap milliyetçiliğini zayıflatmak için azınlık gruplarını, dolayısıyla da Kürtleri desteklediler. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara) Anlaşması’yla Fransızlar Kilikya (Adana havalisi) ve öteki Türk bölgelerinden çekilince Fransız mandası altındaki Suriye’de yaşayan Kürtler ile Kemalist Türkiye’deki Kürtlerin arasına bir de sınır hattı girdi.''
48 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında Chester İmtiyazını, Marshall yardımlarını, IMF anlaşmalarını ve Türkiye’nin “Küçük Amerika” olamama hikayesini ele alıyor. Ayşe Hür: ''AKP 2005’te IMF ile üç yıllık bir “stand-by” imzaladı ve 4 milyon 748 milyon Dolar borç aldı, ancak 2008 yılında bir daha IMF ile anlaşma imzalamama kararı aldı. Ancak borç ödemeleri 2013’e kadar sürdü. 2013 yılı rollerin tersine döndüğü, Türkiye’nin IMF’nin Kriz Kurtarma Fonu’na 5 milyar dolar katkı yaptığı yıl oldu. Ancak gün oldu devran döndü ve Türkiye IMF’lik oldu yine. 1973 Petrol Krizi, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı gibi faktörlerin de etkisiyle dış ticaret açığı giderek büyüyünce, Türkiye 1978’de III. Ecevit Hükümeti döneminde, IMF’nin kapısını çalmak zorunda kaldı.24 Ocak (1980) Kararları’nın müellifi AP’li Başbakan Süleyman Demirel, 18 Haziran 1980’de IMF ile masaya oturdu ve üç yıllık program taahhüdü karşılığında güne kadar alınan en yüksek krediyi (1 milyar 838 milyon Dolar) aldı.''
41 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında Fatih Sultan Mehmed'in tağşişlerinden II. Abdülhamid'in Düyun-u Umumiyesi'ne öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''1444’ten 1481 yılına yani Fatih Sultan II. Mehmed’in ölümüne kadar paranın değeri tam altı kez düşürüldü. Ancak bunlar hazineyi güçlendirmek içindi. 1580’lerin başında 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilirken,1586'da 850 akçe kesilmeye başlamıştı. Bu Osmanlı tarihinin ilk büyük enflasyonu idi. 3. Sadece Osmanlı Devleti'nde değil, İslam devletlerinin hepsinde mali krizlerin önemli bir nedeni de güneş ve ay takvimleri arasındaki 11 günlük farktan doğan "sıvış yıl" krizleriydi. İlk kez yabancı seyahate çıkan Abdülaziz'in Avrupa'da gördüklerini İstanbul'da uygulamaya kalkması mali krizi derinleştirdi.''
41 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında 12 Eylül 1980 darbesinin öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''MHP’nin 15 Nisan 1978’de Ankara’da yapacağı Büyük Yürüyüş'ten bir hafta önce, Pazarcık, Adana, Adıyaman ve Malatya’daki Sünni ve Alevi kesimlerden saygın kişilere Ankara’dan bombalı paketler gönderildi. 1977’de siyasi içerikli şiddet olaylarında 231 kişi ölürken, sayı, 1978’de 832’ye, Aralık 1978'den darbenin yapıldığı güne kadar 2.812’ye çıktı. 3 Nisan 1980'de Kenan Evren, kendisine “Komutanım, müdahaleden başka çare yok... Uzatmayalım... Mecburuz... Şart” diyen Harp Akademileri Komutanı'na “Daha yapacak çok iş var... Bekleyelim... Neler olacak, görelim,” demişti. Kenan Evren, askerin yetki istediğini söylediğinde Başbakan Demirel’in cevabı “Ne isterseniz vereceğim. Yalnız, Takrir-i Sükûn, Tehcir, İstiklal Mahkemeleri ve Dersim Kanunu istemeyin” olmuştu.''
35 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında 6-7 Eylül 1955 olaylarının öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''29 Ağustos 1955'te Londra'da toplanacak konferans arifesinde hem Yunanistan'da hem Türkiye'de milliyetçi kışkırtmalara hız verildi. İstanbul'da yayımlanan Hürriyet ve Yeni Sabah ile İzmir'de yayımlanan Gece Postası gazetesi'nde her gün Fener Rum Patrikhanesi'ni karalayan haberler çıkıyordu. 6 Eylül 1955 günü saat 11’de, İstanbul Radyosu, Anadolu Ajansı’na dayanarak, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı saldırı yapıldığı haberini vererek itinayla doldurulmuş(!) barut fıçısını patlattı. Öğleden sonra İstanbul Ekspres adlı 20-30 bin tirajlı gazete, kağıt kıtlığının olduğu o günlerde haberi 230 bin adetlik iki ayrı baskıyla kamuoyuna duyurdu.''
41 Minuten
Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında Büyük Taarruz'un 97. yıldönümünde 'Kurtuluş Savaşı Yedi Düvel'e karşı mı verildi?' sorusunu yanıtlıyor.Askerî başarılar işgalci Batı ordularına karşı değil, onların öne sürdüğü Yunan ordularıyla; Doğu’da 1915’te zorla çıkarıldıkları topraklarını geri almaya çalışan Ermeni ordularıyla mücadelede elde edildi. 19 Mayıs 1919-9 Eylül 1922 arasındaki süreci esas karakterize eden diplomatik ve siyasi başarılardı. Askeri alandaki esas mücadele de 'dış düşman'a karşı değil 'iç düşman'a karşı verilmişti.