Tarihin Öteki Yüzü Archiv
232 Episoden
49 Minuten
Ayşe Hür: "Tarih tekerrür eder mi? II. Abdülhamid’in 'muzır' bulduğu kişi ve akımlarla nasıl mücadele ettiğini dinleyin, kararı siz verin: Kaynaklara göre IV. Murad (ö. 1640) ilk kez muhbir (ihbarcı) kullanan padişah idi. 19. yüzyıldan itibaren bu işin adı ‘jurnal’ oldu. Abdülaziz döneminde ‘jurnalciler’ adlı yeni bir memuriyet ortaya çıktı. Özel doktoru Mavroyani Paşa’ya göre Civinis Efendi adlı Korfulu bir Rum albay rütbesiyle polis şefi yapılmıştı. Abdülhamit’e doğrudan bağlı olan Yıldız Hafiyye Teşkilatı’nın başına da Mösyö Bonin getirilmişti. 1896’dan itibaren çeşitli devlet görevlerinde bulunan Süleyman Kani Bey’e göre jurnalcilerin sayısı 30 bini aşıyordu. Jurnalciler arasında gazeteciler, paşalar, devlet görevlileri, şeyhler vardı."
41 Minuten
Yasakçılar, bekçiler, kır serdarları, korucular... Ayşe Hür: "Kanuni Sultan Süleyman zamanında fesat hareketlerini ortadan kaldırmak ve bozulan asayişi yeniden sağlamak amacıyla 'Yasakçılar' diye görev oluşturulmuştu. 17. yüzyıl yazarı Evliya Çelebi, İstanbul’da 12.000 bekçinin bulunduğundan bahseder. Bunlardan 300 tanesi bedesteni korumakla görevli olup geri kalanlar geceleri İstanbul mahallelerinin güvenliğinden sorumludur. 17. yüzyılın başlarında özellikle geceleri yaşanan hırsızlık ve cinayet olaylarının artmasıyla birlikte ilk defa İstanbul’da bir gece naibi, suçüstü yakalanan zanlıların yargılanması için gece mahkemesi kurulmuştu. İtalyan seyyah Edmondo de Amicis: 'İstanbul Avrupa’nın gündüz en parlak, gece en karanlık şehridir. Gece olur olmaz, şehir ıssızlaşır; bekçilerden, köpek sürülerinden, şuleler gibi bir parlayıp bir sönen esrarlı fenerlerden başka bir şey görülmez."
48 Minuten
Vendôme Sütunu'ndan Ayastefanos Rus Abidesi'ne, Adalet Taşı'ndan Güzel İstanbul'a... Ayşe Hür: "16 Mayıs 1871'de Paris komüncüleri Napolyon Bonapart’ın acımasız gücünü, militarizmini, uluslararası hukuka karşı çıkışını ve fatihin fethedilenlere yönelik sürekli saldırısını simgeleyen Vendôme Sütunu’nu yıktılar. Sadrazam 'Makbul/Maktul' İbrahim Paşa, 1526’da Budin’den getirttiği Herkül, Apollon ve Diana heykeli ile Macar Kralı Mathias Corvino’nun tunç heykelini Sultanahmet Meydanı’na bakan konağının önüne diktirmiş ancak halkın 'putperestlik' suçlaması üzerine kaldırılmıştı. 1840’ta, Tanzimat Fermanı’nın birinci yıldönümünde, Gülhane Parkı’na Batılı anlamda bir anıt dikilmek istendi ama “Adalet Taşı’” adlı bu proje gerçekleşmedi. Osmanlı döneminde inşa edilen ilk anıtsal eserler II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıldönümü şerefine, imparatorluğun çeşitli vilayet ve sancaklarına diktirdiği 144 saat kulesiydi."
48 Minuten
49'lar Davası, Sivas Kampı ve Doğu Grubu... Ayşe Hür: 'Milli Birlik Komitesi’nin yakında neşredeceği vesikalarda bir Kürdistan hükümeti tesisi için DP grubu içinde çalışanların varlığı ispat ediliyor. Sabık iktidar, Şeyh Said’in oğlunun Rus yapısı ciple Doğu’da propaganda yapmasına göz yummuştur.” 31 Mayıs 1960, Cumhuriyet) 1 Haziran 1960’de, çeşitli kaynaklara göre sayıları 248 ila 485 arasında değişen bir grup şeyh, ağa ve derebeyi tutuklanarak Sivas Kabakyazı’daki 5. Er Eğitim Tugayı’na götürüldüler. Cemal Gürsel: 'Eğer yola yordama gelmezlerse, dağlı Türkler [Kürtler] rahat durmazlarsa, ordu, şehir ve köylerini bombalayıp yıkmakta, tereddüt edilmeyecektir. Öyle bir kan gölü olacaktır ki, ülkeleriyle birlikte batacaklardır.' (16 Kasım 1960, İsveç gazetesi Dagens Nyheter) 'Küçük Yassıada' diye anılan Sivas-Kabakyazı kampındaki 55 kişi Aralık 1960'dan Ekim 1963'e kadar Antalya, İzmir, Burdur, Muğla, Afyon, Isparta, Manisa, Çorum ve Denizli’de zorunlu ikamete tabi tutuldular."
44 Minuten
AKP iktidarının İş Bankası'ndaki CHP hisselerinin Hazine'ye devri için yollar aradığı günlerde tarihten bir yaprak... Ayşe Hür: "14 Mayıs 1950'de "Yeter Söz Milletindir" diyerek ezici çoğunlukla iktidara gelen DP sadece altı aylık 'balayı'ndan sonra CHP'nin taşra teşkilatı gibi çalışan Halkevleri için CHP'ye aktarılan paralara CHP'nin el koyduğunu iddia etti. 1951 yazında Halkevleri meselesi yeniden alevlendi çünkü Ekim ayında ara seçim yapılması söz konusuydu. Ayrıca eski Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'in başını çektiği bir grup bazı Halkevlerinin tekrar" Türk Ocağına verilmesini istiyordu. 11 Ağustos 1951'den itibaren Halkevlerinin mülkiyeti Maliye'ye geçerken, Halkevlerinin 19 yılda biriktirdiği film, fotoğraf, resim, belge arşivi ve 600 bini aşkın kitabı ya kayboldu, ya fırsatçıların eline geçti."
44 Minuten
Ayşe Hür: "24 adadan oluşan Menteşe Adaları On İki Ada diye de bilinir. Oniki Ada, adını ada sayısından değil, adaların “Demogerondia” adı verilen 12 kişilik mahalli meclislere dayanan yönetim şeklinden almıştır. Ege'deki ada ve adacıklar tarih boyunca Yunan kolonilerinin,Venedik ve Ceneviz kolonilerinin, Malta Şövalyeleri’nin ve Bizans'ın egemenliğinde olmuş, Osmanlı tarafından 1456-1479, 1522-1566 ve 1669-1718 dönemlerinde fethedilmiştir. 1217 senesinde Cenevizlilerden Venediklilere geçen Girit Adası’nı Osmanlı askerleri 22 Ağustos 1645’te ayak bastı. Ancak adanın tümüyle kontrol altına alınması 25 yıl süren savaşlardan sonra 1669’da mümkün oldu. Osmanlı idaresi diğer Ege adalarında olduğu gibi Girit'te de şenlendirme (sürgün ve göç ettirme) yöntemi ile değil, kitlesel ihtida yöntemiyle toplumsal tabanını oluşturdu.1834’te 129 bine düşen nüfusun 46 bini Müslüman, 83 bini Hıristiyan’dı. Osmanlı Devleti, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Rumeli’de toprak kaybetmemek için Girit ve civarındaki iki adayı Yunanistan’a terketmeyi önerdiğinde buna İngilizler şiddetle karşı çıktılar."
44 Minuten
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının 48. yılında 1968 Baharı ve mirası... Ayşe Hür: "Bir grup genç Marksist, cinsel özgürlükçü ve anarşist bir karışımdan oluşan söylemlerle 22 Mart 1968'de Nanterre Üniversitesi’nin idare binasını işgal ettiler. Liderleri 'Kızıl Danny' lakaplı Daniel Cohn Bendit idi. 2 Mayıs 1968 günü Paris'teki Sorbonne’un bahçesi, rektörün deyimiyle 'Nanterreli kudurmuşlar' tarafından dolduruldu. Rektör, 'Occident' (Batı) adlı sağcı öğrenci grubu ile işgalciler çatışmasın diye polisi üniversiteye davet edince olaylar çığırından çıktı. 6 Mayıs’tan itibaren Sorbonne'un bulunduğu Quartier Latin’de öğrenci polis çatışmaları yaşanıyordu. Bu çatışmaların en önemlisi 'Barikatlar Gecesi' denilen 10-11 Mayıs 1968 gecesi yaşandı. Henri Weber: Fransız tarihinde barikatlar hep halk ayaklanmalarının kahramanlıklarına karışmıştır: 1830, 1848 ve 1871 Paris Komünü. Barikat bir simgedir, kralların ve gericilerin ordularına karşı işçilerin, fakirlerin savunusudur.”
47 Minuten
1906’dan 2020’ye Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi'nde 1 Mayıs nasıl kutlandı? Ayşe Hür: "İstanbul'da ilk 1 Mayıs 1909'da Yunan sosyalist gazetesi Ergatis (Irgatlar) çevresinden Rum emekçiler Sivaçev, Papadopulos ve arkadaşları tarafından Kağıthane'ye bir 'gezi' şeklinde kutlanmıştı. 'İştirakçi' Hilmi’nin yayınladığı İştirak dergisindeki bir fotoğrafın altında 'Pangaltı’ndaki Belvü Bağçesinde, Efrenci (Miladi) 1912 senesi Mayısının birinci günü, Osmanlı Sosyalistleri tarafından idare edilen 1 Mayıs Bayramı' yazıyor. 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilince İstanbul’daki sendikalar 1 Mayıs kutlaması yapmamıştı. Yine de Türkiye Sosyalist Fırkası çevresinden bir grup 'Türkiye Müstakil Olacak' pankartıyla Haliç’ten Beyoğlu’na yürümüştü."
48 Minuten
Ayşe Hür, 1915 Ermeni Soykırımı’nın 105. Yıldönümünde “Katolik, Protestan Ermeniler ile İstanbul, İzmir ve Edirne Ermenileri sürülmedi” yalanını değerlendiriyor. Ayşe Hür: Öldürülen Ermenilerin sayılarıyla pervasızca oynayan resmî tarihçilerin, İTC’nin 1915’te Ermenilere reva gördüğü muamelenin “soykırım” olmadığını kanıtlamak için ileri sürdüğü tezlerden biri Ermenilerin “grup olarak hedef alınmadıkları” idi.Tehcirin başlangıcında bütün vilayetlere gönderilen emirlerde "vilayet dahilindeki kura ve kasabatda bulunan bila istisna (istisnasız) bilimum (bütün) Ermeniler aileleriyle birlikte ihraç edilecektir" yazar. Talat 11 Ağustos 1915'de vilayetlere çektiği telgrafta "Ermeni Katoliklerin diğerleri ile birlikte sevk ve tediblerini" ister. 15 Ağustos'ta Almanların baskısıyla "Protestan mezhebinden Ermenilerin [henüz] sevk olunmayanlarının sevkinden sarf-ı nazar edilsin" der.
53 Minuten
Ayşe Hür bu haftaki programında, 23 Nisan 1920'de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunun 100. yılında TBMM'nin öteki yüzüne bakıyor.
47 Minuten
Ayşe Hür Cumhuriyet döneminde iktidar-basın ilişkilerinin öteki yüzüne bakıyor: "25 Temmuz 1931’de kabul edilen Matbuat Kanunu ile gazete çıkarmanın onlarca belirsiz kritere bağlanması yetmezmiş gibi merkezin sıkı denetimi ile gazeteciler nefes alamaz hale gelmişlerdi. Gazeteler Falih Rıfkı’nın deyimiyle Matbuat Müdürlüğü’nden gelen “telefon darbesi” ile kapatılırken ne için kapatıldıklarını bile öğrenemezlerdi. Basın sadece baskı ile değil, ödüllendirme ile de susturuluyordu. Mustafa Kemal’in sağlığında yaklaşık 40 gazeteci milletvekili olmuştu. Tek Parti döneminin basın üzerindeki sopası olan 1931 tarihli Matbuat Kanunu 1932-1938 arasında defalarca ağırlaştırıldı. Gazeteler korkudan Mustafa Kemal’in ölüm döşeğinde olduğu haberini bile veremediler..."
49 Minuten
Ayşe Hür 8 Nisan Dünya Romanlar Günü dolayısıyla Dünya'nın en kadim "öteki"si Romanların tarihine bakıyor: "1978 yılında toplanan İkinci Dünya Roman Konferansı’nda “Çingene” yerine, Rom (=adam, insan) kökünden gelme ‘Roma’ (Türkçede Roman) adının kullanılması kararı alındı. Bu talep ilk kez 1844'te Augustus Pott'un kitabında dile getirilmişti. Romanlar, özgürlükçü yaşam tarzları yüzünden yüzyıllar boyunca yaşadıkları her ülkede garipsenmek ve dışlanmakla kalmadılar, işkencelere uğradılar, hapislere atıldılar, şehirlerden sürüldüler, çocukları ellerinden alındı, soykırıma uğradılar. 1068 tarihli Bizans geçen ve ‘büyücü’ veya ‘vantrolog’ anlamına gelen ‘adsincani’ teriminin, Yunancadaki Atzinganoi, Almancadaki Zigeuner, Fransızcadaki Tsiganes, İtalyancadaki Zingaro veya Türkçedeki Çingene sözcüğünün kökeni olduğu sanılıyor. 1675 yılında XIV. Louis Çingenelerin yakılarak ve kılıçtan geçirilerek yok edilmesine karar verdi. 1726’da İngiltere Kralı VI. Charles bütün erkek çingenelerin öldürülmesi, kadın ve 18 yaş altı çocukların kulaklarının kesilmesini emretti."
48 Minuten
Ayşe Hür "Covid-19 tehdidi altındaki 300 bin tutsak için infazda eşitlik" talebi bağlamında Osmanlı'dan günümüze af tarihine bakıyor. Ayşe Hür:" MÖ 403 yılında Atinalı General Thrasybule geçmişte suç işlemiş 30 tiranı Atina’dan kovduktan sonra “geçmiş şeyleri unutma kanunu” çıkardı. Bu kanuna Amnestia dendi. Osmanlı’da affetme yetkisi padişaha aitti. Padişah tahta çıktığında, sünnet veya düğünlerde, özel günlerde af çıkarırdı. Böylelikle halkın sevgisini ve güvenini kazanırdı. Padişaha tanımmış af yetkisi ilk kez 1858 Ceza Kanunu ile yazılı hale geldi. 1876’da tahta çıkan II. Abdülhamit, Kanun-i Esasi’nin 7. Maddesi ile padişaha verilen af yetkisini sık sık kullandı. En geniş affı ise tahta çıkışının 25.Yıldönümü olan 1901’de ilan etti. II. Abdülhamit, 1895-1896'da kendisine karşı mücadele eden Ermeni komitacıları; 1903, 1905 ve 1907'de ise Bulgar, Makedon, Yunan komitacıları affetti.1933’te Cumhuriyet’in 10.Yıl şerefine çıkarılacak affın 1926’da Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekten hapis yatan TpCF üyelerini kapsamasına karşı çıkanları Dahiliye Vekili Şükrü Kaya “Onların affını Gazi Paşa rica etti” diye ikna etti....."
41 Minuten
Ayşe Hür Tarihin Öteki Yüzü'nde 97 yıl önce, 27/28 Mart 1923’te Ankara’da işlenen siyasi cinayetin perde arkasına bakıyor. Ölen de, öldüren de gayet iyi biliniyordu. Peki cinayetin nedeni neydi? 1884 yılında Trabzon Vakfıkebir’de doğan Ali Şükrü Bey, Bahriye Mektebi’nde okumuş, İngiltere’de deniz hukuku eğitimi görmüş, deniz kurmay binbaşısı iken son Osmanlı Meclisine Trabzon mebusu olarak katılmıştı. Dönemin siyaset adamlarından Zamir Bey'e göre "Hükümet lehine konuşanları dalkavuklukla suçlayan", "Taassubu hocalardan geri olmayan, kadının serbestisi şöyle dursun, yüzlerinin açılmasına bile tahammülü olmayan" biriydi. Falih Rıfkı da Ali Şükrü Bey'in Meclis'teki muhafazakâr grup içinde "en azılı" olanlardan biri olduğunu söylemişti. Nitekim 1920 yılında TBMM'nin kabul ettiği Men-i Müskirat (içki yasağı) Kanunu onun işlerindendi. Ali Şükrü Bey, en son 26-27 Mart 1923 akşamı, Karaoğlan Çarşısı'ndaki Kuyulu Kahve'de dostlarıyla sohbet edip nargile içtikten sonra Mustafa Kemal'in muhafızlığını yapan "Topal" Osman'ın adamlarından Mustafa Kaptan'la kol kola yürürken görülmüştü.
39 Minuten
54. Bölüm- Sağlık sisteminin kronik sorunlarının üstüne Covid 19 yüzünden 14 Mart'ı kutlayamayan tıp camiasına saygıyla: Adını 19. yüzyıl sonlarında onları keşfeden bilim adamından alan Ebers Papirüs’ünde 700 büyü formülünden başka timsah ısırmasından ayak tırnağı ağrısına kadar her derde deva olan ilaçların ya da evleri çeşitli haşerelerden koruyan malzemelerin adları yazılıdır. Hindu mitolojisine göre dünyanın yaratıcısı olan Brahma aynı zamanda adı “yaşam bilgisi” olarak özetlenebilecek olan kutsal Veda metinlerinden tıpla ilgili olan Ayurveda’nın da ilk öğretmenidir. Bugün “Hint cerrahisinin babası” sayılan Suşruta’nın kitabında “estetik” burun ameliyatları, boyun tümörleri, bademcik ameliyatları, kol ve bacak gibi uzuvların kesilmesi, apselerin açılması gibi işlemler tarif edilir. Mısır mitolojisine göre tanrı Toth her çeşit hastalığı iyi ederdi, Seshet kadın hastalıklardan korurken, Seth bulaşıcı hastalıkları önlerdi, İsis de hekimlik mesleğinin tanrısıydı. Onların soyundan gelen Horus ise sağlığın korunmasının sembolüdür. Çin hekimliğinin yasalarını yazan efsanevi Sarı İmparator Dönemi’nde (M.Ö. 2698-2598) yaşadığına inanılan Huang Ti’dir. Bugün bile Çin’de okutulan ünlü kitabı Nei Chin’e göre insan vücudunun teşhis amacıyla parçalara bölünmesine dinsel nedenlerle izin verilmezdi. Hammurabi Yasaları’nın 215. maddesinde bir doktorun büyük bir operasyon gerçekleştirmesi ya da bir göz hastalığını iyileştirmesi halinde on gümüş sikkeyle ödüllendirileceği belirtiliyor. Ancak hasta hayatını ya da bir organını kaybederse doktorun elleri kesiliyordu.